Kanser oluşumunu ortam etkiler mi?

Network

Yönetici
Yönetici
Yönetici
#1
Kanser oluşumunda ortamın zararları

Kimyasal Karsinojenler Kimyasal karsinojenlerin hayvan ve insanlardaki rolü, bu yüzyılın başından beri incelenmektedir: Kanser tedavisi,kanser oluşumu,kanser hastaları hangi ilaçları kullanıyor, kanserin belirtileri Bunlar çevrenizde çok miktarda vardır: Tütün dumanında. kirli havada. besinlerde… Pek çok maddenin deney hayvanlarında karsinojenik olduğu gösterilebilir; fakat hayvanlarda alınan sonuçların insanları da kapsaması gerekmez. Karsinoienlerin etkinliği dozlarına, veriliş sürelerine, veriliş hızlarına ve hayvanın türüne de bağlıdır. Karsinojen adayı bir madde hayvanlarda denenirken etkili olması için en uygun koşullar sağlanır. Bu maddeye en duyarlı hayvan türleri seçilir ve tolere edilebilen en yüksek doz kullanılır. (Bir hayvan türü için karsinojen olan bir kimyasal madde başka bir tür için zararsız olabilir böyle bir madde çeşitli türlerde aynı biçimde metabolize olmayabilir). Birçok karsinojen madde için bir eşik söz konusudur. Bu eşiği aşamayan miktarları zararsızdır. Çevremizde pek çok karsinojenler vardır, su ve havayı bunlardan arındırmak güçtür. Miktarları çok az olduğundan tehlike yaratmazIar. ABD ve Avrupa’da görülen kanserlerin üçte biri sigara ve öteki tütün ürünlerini kullanmakla ilgilidir. Çalışma yeri ve meslekle ilgili bazı kimyasal maddeler de kansere yol açabilirler.

Deney hayvanlarında kansere neden olan kimyasal maddelerden bazıları insanların yiyeceklerinde ve içtikleri sularda da vardır. Bu maddelerin bir kısmı insan vücudunda da yapılır ya da yiyeceklerin hazırlanış) sırasında ortaya çıkar. Bu gibi maddelerle, kanser oluşturacak dozda ve süre karşı karşıya kalıp kalmadığı belli değil öte yandan, deney hayvanlarında kanser gelişmesini inhibe eden bazı maddeler, bizim bitkisel besinlerimizde de vardır. Bir yandan kimyasal karsinojenlerin doğada bol bol bulunuşu, bir yandan da bitki ve hayvanlarda birçok antikarsinojenin varlığı hayvanların da insanların da öteden beri karsinojenli bir ortamda varlıklarını sürdürdükleri ve belki de bu duruma bir dereceye kadar alışmış olabileceklerini düşündürmektedir.

Beslenme ve Kanser Insanların beslenme biçimi ile kanser arasındaki ilgi her zaman merak konusu olmuştur. Son yıllarda ileri sürüldüğüne göre beslenme ile ilgili etmenler, kanserden, ölümlerin 35%’inin nedenidir; dogru beslenme ile kanserden ölümlerin de bu oranda azalması beklenebilir. Ancak bu düşünce henüz kanıtlanmış sayılmaz. (Oysa kanserden ölümlerin 30%’undan sigaranın sorumlu olduğu kanıtlanmış sayılır). Çiğ yiyeceklerdc de, pişmiş yiyeceklerde de endojen karsinojenler vardır. Bunlar, insan sağlığına, tıpta ve endüstride kullanılan sentetik kimyasal maddelerden çok daha zararlıdır. Yani doğal besinlerde bulunan maddelerin tümünü sağlığa yararlı sanmayalım, doğa masum değildir. Bazı yiyecekler kalp hastalığı ve yaşlanmada da önemli rol oynuyorlar. Deneysel çalışmaların gösterdiğine göre, besinlerle aldığımız maddelerin bir kısmı kansere yol açarken, bazıları da kanseri önleyici etki yapar. Fiber (posa) bakımından zengin yiyecekler: A, C. E vitaminleri; selenium ile indol bileşiklerini (lahana familyasında bulunur) bol miktarda içeren yiyecekler kansere karşı koruyucu sayılıyor. Hangi nedenle olursa olsun şişmanlık, bazı kanserlerle (meme, over, prostat, kolon) ilgili bulunuyor: yiyeceklerdeki total yağ miktarını azaltmak bu bakımdan öneriliyor. Zaten yağ miktarını azaltmak kalp hastalığı. diyabet, safra taşı oluşması gibi başka kronik hastalıklara tutulma riskini de azaltıyor. Beslenme biçiminin önemini gösteren başka bir nokta da, kanserin sıklığı zaman ile ve coğrafi bölge ile birlikte değişmesidir. Elli yıl önce ABD’nde mide kanseri en sık görülen kanserlerden biriydi: bugün 80% oranında azalmıştır. Bunun nedeni beslenme biçiminin değişmesi, besinlerin hazırlanış’ ve saklanmasındaki ilerlemeler olabilir. Göçmenlerde görülen kanserleri incelemek de bu bakımdan aydınlatıcıdır: Japonya’daki başka bazı Avrupa ülkelerinde (sigaranın kendisi değilse de) reklamları yasak edildi, sigara paketlerinin üzerine, bunun pek iyi bir şey olmadığı yazılmaya başladı. Sigaranın yapacağı zarar Bir günde içilen sigara sayısı dumanı içeri çekme derecesi, ve sigara dumanındaki katran ve nikotin miktarları ile orantılıdır. Sigarayı bıraktıktan sonra DNA ya bağlı hastalıkların riski, bir iki buna yarıya iner; yıllar geçtikçe daha da azalarak, on yılda, hiç sigara içmemişlerinkine çok yaklaşır. Günde iki paket sigara içenlerde hiç içmeyenlere oranla, akciğer kanseri riski 10 kat fazladır. İki paketten fazla sigara içenlerin akciğer kanserine yakalanma olasılığı 200 / 0'dir, yani ‘” böyle beş kişiden birinde akciğer kanseri görülür. Sigara içenlerde başka kanserler de içmeyenlerden daha çok görülür: Günde bir paket içenlerde ağız kanseri riski 9 kat, larinks kanseri riski 7 kat, özofagus kanseri riski 6 kat, mesane kanseri riski 3 kat artar. On dokuzuncu yüzyılda bulaşıcı hastalıklarla savaşta, halk sağlığı kuruluşlarının girişimi çok etkili olmuştur. Sigara içmek de bir bulaşıcı hastalıktır; şimdi dünyanın her yerindeki hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının, sigara yapımı ve tüketimi üzerinde kontrol sağlamaya çalışmaları beklenir. Hekimler önce kendileri halka örnek olmalıdır. ABD’nde son 25 yılda, 3040 milyon insan sigarayı bıraktı. Bunda Amerikan hekiminin övünç payı büyüktür; çünkü halka çok iyi örnek olmuştur, artık on hekimden dokuzu sigara içmiyor. Bu gidişle ABD bu yüzyılın sonuna kadar sigaraya “goodbye” diyebilir. Yazık ki her ülke böyle değil; hele gelişmekte olan ülkeler, tersine gidiyorlar. Bazı gelişmiş ülkelerde sigara içmek artık “ayıp” sayılıyor. Gerçekten de ayıptır; çünkü kapalı yerlerde sigara içildiğinde, sigara içmeyenler de bu dumandan kurtulamıyor, yani istemeyerek sigara içmiş gibi oluyorlar. Bu olaya “pasif sigara içmek” ya da “kullanılmış duman çekmek” deniyor. Böyle yoğun dumanlı kapalı yerlerde birkaç saat oturanlar 510 sigara içmiş gibi olurlar. Sigara içen erkeklerin eşlerinde de akciğer kanseri normal kadınlardakinden iki kat daha sık görülür Sigara içme deliliğinin dünyada sürüp gitmesi, tütüncülükte çıkar arayan kişiler, şirketler ve hükümetler yüzündendir. Batılı ülkelerde, sigaranın sağlığa zararı kesin olarak anlaşıldıktan sonra, yerli pazarın küçüldüğünü gören tütün endüstrisi, Üçüncü Dünyada pazar aradı. Şimdi sayısı yüzü bulan gelişmekte olan ülke, yurttaşları sigara içmenin ne anlama geldiğinden habersiz, tütün yetiştirmekle ve sigara yapımıyla uğraşıyor; halkının yiyeceğini üretmeye ya da ithal etmeye gücü yetmezken, ülkenin en verimli topraklarını tütüne ayırıyor. Tütün işinden vergi alma kolaylığı, döviz kaynağı olarak ticaret açığı dengesini sağlamak, işsizliği azaltmak gibi kısa vadedeki ekonomik avantajların. insan sağlığı bakımından yüksek bir bedeli oluyor. Gerçekleri bilen gelişmiş ülkeler ise bunları uyarmıyor; hatta kendi çıkarları gereği teşvik bile ediyor. Zararsız bir sigara üretebilmek için çok araştırmalar yapılmaktadır. Araştıracak başka şey kalmamış gibi… Sigaralarda “filtre” aşamasından sonra, 1970’1i yıllarda, katran ve nikotin miktarı düşük sigaralar da yapılabildi. Bunları içenlerde, sigaraya bağlı hastalıklar biraz azaldı; fakat yine de hiç içmeyenlere oranla çok fazladır. Üstelik. böyle sigaraları içenler, tam keyiflenemediklerinden, ya daha çok sayıda içerek ya da dumanı daha çok çekerek aynı etkiyi elde etmeye çalışırlar.

Öyle görülüyor ki kanser sorunu sadece tedavi ile çözümlenemeyecek. Artık kanserin gelişmesini önleme konusu çok ilgi görmektedir. Kanserin kemoprevansiyonu oldukça yeni bir araştırma alanıdır. Kanseri önleyici stratejilerimizde biri diyetimizde değişiklik yapmaktır. Örneğin, yağdan kaçınmak; diyetteki prevantif maddeleri çok miktarda almaya çalışmak Bunu daha bilinçli ve daha bilimsel olarak yapabilsek* .. Tümör hücresi biyolojısini daha iyi anladıkça bu da mümkün olacak. Kanserleşecek hücrelerdeki biyokimyasal değişiklikleri, çeşitli kimyasal maddelerle inhibe etmek, yani karsinojenez proçesini engellemek mümkündür. Bu yaklaşıma kemoprevansiyon deniyor. Bu amaçla kullanabileceğimiz birçok madde normal diyette vardır Epidemiyolojik çalışmalar A vitamin’ ya da betacarotene’den zengin yiyeceklerle beslenenlerde kanser insidansının daha az olduğunu gösteriyor. Selenium. E vitamini (alphatocopherol). C vitamini (ascorbıc acid), yeşil ve sarı sebzelerin koruyucu etkileri bildiriliyor. Hayvan deneylerinde, farmakolojik miktarlarda C vitamini, E vitamini, A vitamini ve bunun analogları (retinoid’Ier) ve betacarotene’in önemli derecede koruyucu etkisi görülüyor. Deney hayvanlarında karsinojenezi etkileyen çok sayıda doğal ve sentetik madde de biliyoruz; bunların yapılan çok çeşitlidir, başka biyolojik ve toksik etkileri de vardır. Şimdi bu maddelerden bazıları seçilerek klinikte chemoprevention araştırmalarında kullanılıyor: Sebzelerden ve sarmısaktan hazırlanan çok sayıda koruyucu madde adayı inceleniyor. ABD’nde bugün sürdürülen “Can: cerControl Clinıcal Chemopreventıon çalışmalarının ele aldığı insanlar deli, kolon, serviks, meme, akciğer ve başka organ kanserleri oluşması bakımından yüksek risk taşıyanlardır. Kanserden korunmayı bilimsel bir temele oturtuncaya kadar, hiç olmazsa Amerikan Kanser Derneğinin beslenme ile ilgili 7 öğüdü’ne kulak verebiliriz:

1- Şişmanlamayın

2- Yiyeceklerinizdeki toplam yağ miktarını azaltın

3- Çok miktarda fiber yanı posna. (kepek, sebze, meyve) içeren besinleri daha çok yemelisiniz

4- Yemeklerde her zaman A ve C vitaminli besinler bulunsun

5- Karnabahar ve lahana da yemelisiniz

6- Alkollu içkilerde makul bir ölçünün dışarısına çıkmayın

7- Tuz veya nitritlerle konserve edilmiş, islenmiş, besinleri çok yemeyin.

Bu öğütler kesin ve tutarlı bilgilere dayanmıyor, ama bunlara uyarsak herhalde zararlı çıkmayız üstelik, kanserden başka hastalıklar bakımından da yararınıza olabilir. Epidemiyoloji, klinik tıp, farmakoloji ve toksikolojide son çalışmalar aspirin ve öteki nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçların insanlarda bazı gastrointestinal kanserlerin, kolorektal kanserin, gelişmesini ve ilerlemesini önleyebileceğini göstermiştir. Bu konuda randomize klinik çalışmalara gerek vardır. Bir nonsteroidal antiöstrojen olan tamoksifen’in meme kanserinin hem nüksünü önlemede hem de (bir meme kanseri için mastektomi yapıldıktan sonra) öteki memede kanseri önlemede etkili olduğu kanıtlanmıştır. Biyolojik araştırmalarda A vitamini ön plana geçti. A vitamininin aktif metaboliti olan retinoic acid bir hormon etkisi yaparak hücre diferansiasyonunda ve gelişmesinde önemli rol oynar. Retinoic acid’in kanser hücrelerini stabilize etmekte bir sitodiferansiasyon ilacı olarak kullanılabileceği uzun zamandan beri bilinmektedir. Retinoic acid’in etkilerine aracı olan reseptörün bir tümör süpresör genı olduğu ileri sürülmüştür. Retinoic acid’in karsinojenezde tam rolünü ortaya koyma çalışmaları sürdürülmektedir. Karsinojenlerden Uzak Durmak Çevremizde binlerce doğal ya da insan yapısı kimyasal madde var; çok şükür bunların ancak pek an kanser yapıyor. Birçok kimyasal madde, çok toksik ve tehlikeli bile olsa, karsinojenik değildir. Karsinojenlerin hepsi de aynı güçte olmuyor. Karsinojenlerle karşılaştıktan sonra kanser ortaya çıkıricaya kadar 2030 yıl geçebilir. Hayvan deneylerinin sonuçları her zaman insanı kapsamaı örneğin, sakkarin’le yapılan hayvan deneylerinin sonuçları insanlardaki epidemiyolojik bulgulara uymarmştır. Hava kirliliği, suyun kontaminasyonu, hazır besınlere katılmış maddeler ve saç boyalarının kanser yaptığı kanıtlanmamıştır. Bugün kullandığı ilaçlar’ın bazıları kanser yapabilir. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçların kendileri de bazen kansere yol açıyor; organ transplantasyonlarından sonra immün reaksıyonu bastırmak için kullandığımız (immunosuppressive) ilaçlar da böyle… Östrojen’ler bazı kanserlerin oluşmasında önemli rol oynuyor. Deney hayvanlarında kanser yaptıkları kesin olarak bilinen, insanlarda bu yöndeki etkileri henüz iyi araştırılmamış birçok ilaç vardır: Amfetamin’ler, kloramfenikol, izoniazid, metronidazol, fenilbutazon gibi. Gereği olmadan ilaç yazmayalım, yazdığımız zaman da, beklediğimiz etkiyi göstere bilecek en az dozda ve en kısa süre için olsun. İş yerinde de kanser tehlikesi olabilir: Tersanelerde ve izolasyon sanayiınde çalışanlarda, madencilerde, tıp ve kimya endüstrisinde forrnaldehidle çalışanlarda Bu riski azaltacak önlemler almak işverenin ödevidir. Asbestos ile çalışanlarda akciğer kanseri riski normalin 7 katıdır; hele sigara da içiyorlarsa risk, asbestosla ilgisi olmayan va sigara da içmeyenlere oranla 60 kat fazladır Uranium işçileri de böyledir. Ultraviyole ışmlarıendan kaçarsak deri kanserleri Ve melanomaiya karşı korunmuş oluruz. İonizan radyasyon (XIşmları) da iyi bildiğimiz bir karsinojendir; bazen bir kez radyasyona maruz kalmak bile, yıllar sonra ortaya çıkacak bir kanserin nedeni oluyor. Ionizan radyasyona bağlı kanserlerin başında lösemi geliyor; ışınlamadan ıki yıl gibi kısa bir süre sonra bile gelişebilir, ama daha çok 68 yıl sonra görülüyor. Meme, tiroid ve kemik özellikle duyarlıdır; bu bakımdan hastanın yaşı da önemlidir. Selim hastalıklarda artık radyoterapi öneren yok. Eskiden akne, dermatıt, hemanjioma. mastıt, hipertrofik bademcikler, keloid, tinea capitis, kemikte Paget hastalığında radyoterapi yapılırdı. Radyolojik yöntemleri tanı için de gelişi güzel uygulamayalım, özellikle gençlerde. Cinsel yaşam özellikleri de önemlidir. Serviks kanseri erken yaşta başlayan ve çok sayıda partnerlerle sürdürülen cinsel etkinlikle ilgilidir.
 

Son Konular

Üst